Günümüzde ambalajların atıklarının yarattığı problemler, geri dönüşüm prosesleriyle veya temiz üretimi kendine prensip olarak benimsemiş şirketlerce kısmen çözüme ulaşmış durumda. Fakat Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için geri dönüşüm ve temiz üretim gibi kavramlar, herkes için olmasa da birçok işletme için maalesef henüz yeni düşünceler. Ayrıca bu sistemlerin kompozit malzemelere yönelik tasarımları için maliyetleri de epey yüksek. Bunun başlıca nedenlerinden bir tanesi, birden fazla sayıda bileşenden meydana gelen bir malzeme grubu olması nedeniyle, kompozitlerin geri dönüşüm süreçlerinin de daha karmaşık olmasından kaynaklanıyor. Örneğin aşağıdaki diyagram üzerinde kullanılmış içecek ambalajlarının geri dönüşüm süreci şematik olarak gösteriliyor. Bu ambalajlar %80 oranında kağıt ve az bir oranda plastik ve alüminyumdan meydana geldikleri için kompozit olarak değerlendiriliyorlar. İçerdikleri farklı bileşenler nedeniyle, geri dönüşüm sonrasında aşağıda görebileceğinizi gibi oldukça farklı sektörlere girdi sağlayabiliyorlar.

Kullanılmış içecek kutularının geri dönüşümü (Kaynak: Ambalaj.org.tr)

Bu anlatılanlar, sizlere geri dönüşüme karşı olduğumuz izlenimini vermesin: Sadece gelişmekte olan ülkemiz için daha sürdürülebilir bir seçeneği düşünmek istiyoruz. Yani, döngüsel ekonomiyi. Geri dönüşüm süreçleri elbette önemli. Ancak ürünü atık haline getirip de o atığın içinden bir şeyleri kurtarmak için enerji harcamak yerine, atığın taşınması ve işlenmesi sırasında salınan sera gazlarını da dikkate alarak, atık düşüncesinin olmadığı bir modelin daha doğru olduğunu savunuyoruz.

Kompozit malzemelere yönelik talebin yakın gelecekte muhtemelen artacağını önceki sayfalarda açıklamıştık. Bu talebin artması demek, doğal olarak oluşacak atıkların da artması anlamına geliyor. Günümüze bakacak olursak, yalnızca İngiltere’de 2015 yılında 300 bin tondan fazla cam elyaf takviyeli plastik ve karbon fiber takviyeli termoplastik atık tespit edilmiş. Sadece bir ülkede bu kadar atığın çıkması bile kompozit atık probleminin ciddiyetini açıkça gösteriyor.

O zaman soralım: Kompozit malzemeleri döngüsel ekonomiye nasıl dahil edebiliriz? Açıkçası bu sorunun cevabı farklı yerlerde saklı. Döngüsel ekonomi, geri dönüşüme kıyasla çok daha zengin bir düşünce demiştik. Geri dönüşüm, tanımı gereği atık haline gelen malzemelerle ilgileniyor. Ama döngüsel ekonomide atığa zaten yer yok. O nedenle kompozitleri atık durumuna geldikten sonra nasıl değerlendireceğiz diye sormak yerine, hiç atık durumuna gelmemelerini nasıl sağlayabiliriz diye de düşünebiliriz.

Atığı geri dönüştürmek yerine, atık oluşmasına müsaade etmeyerek de çözüm üretebilirsiniz. Kendi kendine iyileşebilen polimerler (self-healing polymers), kompozitlerin atık haline gelmesini engellemek adına malzeme biliminin sunduğu etkili çözümlerden bir tanesi olabilir. (Kaynak: Composites Austraila)

Bunun birincil yollarından bir tanesi, uygun tamir süreçleri olarak da düşünülebilir. Ya da daha yenilikçi düşüncelere yüzümüzü dönüp, kendi kendine iyileşebilen polimerleri (self-healing polymers) kullanarak kompozit üretimine de yönelebiliriz. Malzeme bilimi, birçok kişinin aklına gelmeyecek çözümleri farklı alanlarda üretmiş durumda. Bu çözümlerin günümüz problemleriyle örtüşmesini sağlamak, genç mühendislerin önünde bir görev olarak duruyor.