Malzeme mühendisleri, ürettikleri bir malzemenin sahip olduğu özelliklerin kullanım esnasında değişmeden korunmasını beklerler. Mesela, ray çeliğinin aşınma ve yorulmaya karşı direncinin iyi olması gerekir. Bu özelliklerin değişken olması hayati riskleri de beraberinde getirebilir.

Fakat günümüzde malzeme özelliklerine dair farklı bir beklentinin daha şekillenmeye başladığını görüyoruz: Akıllı malzemeler (smart materials) adıyla bilinen bir malzeme grubu, sergiledikleri özellikleri uygulamanın ihtiyaçları doğrultusunda değiştirebiliyor. Malzemenin özelliklerini değiştmesi, pH, gerilme, nem, sıcaklık, aydınlık düzeyi veya elektrik ya da manyetik alan gibi bir uyarıcıya bağlı olarak gerçekleşiyor. Akıllı malzemeler, sensörler ve aktüatörler veya yapay kaslar, özellikle elektroaktif polimerler gibi birçok uygulamanın temelini oluşturuyorlar. Polimerler, akıllı malzeme olarak geliştirilmek adına oldukça uygun bir malzeme grubu olarak öne çıkıyorlar. Akıllı malzemeler geliştikçe, polimer tabanlı akıllı malzemelerin gündelik hayatımıza daha çok girmeye başladığını görebiliriz.

Türkiye’nin iki katı bir büyüklüğe sahip Büyük Pasifik Çöp Alanı (The Great Pacific Garbage Patch), bazı kaynaklarda yedinci kıta olarak tarif ediliyor. (Kaynak: sifiratik.gov.tr)

Ancak olumlu özelliklerinin yanı sıra, çok önemli bir olumsuzluğu da beraberinde getiriyor polimer malzemeler: Türkiye’nin iki katı büyüklüğüne sahip, Pasifik Okyanusunda kendine yer edinmiş plastiklerden oluşan devasa bir çorbayı, yani hepimizin emekleri sonucunda (!) oluşan yedinci kıtayı bu olumsuzluğun bir sonucu olarak gösterebiliriz. Tayfun Atay’ın yazısında verdiği bilgilere göre yedinci kıta ifadesiyle 3,4 milyon kilometrekare genişliğinde ve 7 milyon ton ağırlığında bir plastik atık yığınından bahsediyoruz. Bizim yarattığımız bu plastik çorba, kıtada yaşayan deniz kaplumbağalarının günlük öğünlerinin yaklaşık %74’ünü oluşturuyor.

Bizim yarattığımız bu plastik çorba, yedinci kıtada yaşayan deniz kaplumbağalarının günlük öğünlerinin yaklaşık %74’ünü oluşturuyor. (Resim: begonvilsokagi.com)

Bu plasitkler nereden geliyor? Bu soruya bir yanıt bulabilmek amacıyla Greenpeace’in Arctic Sunrise gemisi yedinci kıtaya bir keşif düzenliyor ve bazı atıkların markalarını paylaşıyor. Bu markalar arasında Unilever, Coca cola, Bayer gibi bizlerinde gündelik hayatımızda ürünlerini kullandığımız büyük firmaların ürünleri öne çıkıyor. Ancak bu firmaların isimlerinin öne çıkması, elbette diğer şirketlere kıyasla üretim hacimlerinin çok daha yüksek olmasından kaynaklanan bir durum.

Plastiklerin hayatımızdaki önemi yadsınamaz bir gerçek. “Plastikler düşmanımız değil, daha iyi yaşamamızı sağlayan her şeyde plastik var.” Başlığıyla konuyu çok iyi özetleyen PAGEV Dergisi’nin 152. Sayısı, çözümün plastikleri yasaklayarak değil, topluma sorumlu ve bilinçli vatandaşlık için farkındalık aşılayarak bulunabileceğini savunuyor. Oldukça doğru, ancak yerleştirmesi bir o kadar zor bir düşünce. Bu konuyla ilgili daha fazla bilgi almak isterseniz Netflix yapımı olan Eğlenceli Tarih Dersleri belgeselinin ‘Plastikler’ isimli 4. bölümünü izleyebilirsiniz.

Plastik üretiminden sorumlu firmaların bu konuya tamamen duyarsız olduklarını söylemek doğru olmaz. Örneğin Unilever firması 2018 yılında CreaSolv tesisiyle beraber tek kullanımlık plastik poşetlerle ilgili bir çalışma yaparak, geliştirdikleri prosesle birlikte bir kilo saf polimer üretmek için kullanılan enerji miktarıyla altı kilo saf polimeri geri kazanabilmişler. Ayrıntılar için, Unilever’in hazırladığı bu sayfaya göz atabilirsiniz.

Plastik atık konusu siyah-beyaz bakılarak değerlendirilebilecek bir konu değil. Plastik atık konusuna karşı hassasiyetiniz olsa bile, bu satırları okuduğunuz cihazdan tutun, evinizdeki birçok mutfak eşyasında, kullandığınız araba ya da toplu taşıma araçlarında, elektronik cihazlarda kullanılan plastiği hayatımızdan tamamen çıkarabilmemiz gerçekçi bir beklenti değil. O nedenle konuya dair bir farkındalık geliştirmek ve aynı zamanda bu farklındalığın yayılmasını sağlayarak zararı azaltmak için gayret etmek, bu aşamada daha doğru bir adım olarak görünüyor. Mode Team olarak bizim yapmaya çalıştığımız da tam olarak bu zaten.