Ekonomi büyürken, doğa zarar görüyor. Bu ilişkiyi ayırmak mümkün mü?

Döngüsel bir ekonomi modeli oluşturma yolculuğumuzda tanışmamız gereken birçok yeni düşünce ve kavram bulunuyor. Ayrıklaştırma (İngilizce: decoupling) bunlardan bir tanesi.

Ayrıklaştırma, aslında kavraması oldukça basit bir düşünce. Biliyorsunuz üretimin kökeninde ekonomik çıktıları, yani en basit ifade şekliyle satıp para kazanabileceğimiz ürünleri arttırma düşüncesi yatıyor. Ancak bu konuda dikkatli olmamız gereken bir nokta var: Üretim arttıkça, hem kaynak tüketiminde, hem de üretim sürecinde meydana gelen atıkların miktarında da doğal olarak bir artış meydana geliyor. Kulağa oldukça mantıklı geliyor, değil mi? Ne kadar çok üretim yapılırsa, o kadar çok kaynak tüketilir ve o kadar fazla atık oluşmasını bekleriz.

Ayrıklaştırma kavramı için, tam olarak bu noktayı sorgulayan bir düşünce diyebiliriz: Gerçekten ne kadar çok üretim yaparsak, o kadar çok atık mı oluşur? Atık miktarını ya da daha genel anlamda çevreye verilen zararı arttırmadan, ekonomik çıktıların miktarını arttırmanın bir yolunu bulabilir miyiz? Ayrıklaştırma düşüncesi, bunun mümkün olabileceğini kabul ederek, bunu nasıl başarabileceğimizin yollarını keşfetmemizi sağlıyor diyebiliriz.

Bu anlatılanlardan siz de anlamışsınızdır: Aynı miktarda kaynak ile daha çok üretim yapmanın yollarını bulabilirsek, hem kaynak tüketimimizi, hem de oluşan atık miktarını azaltmış olacağımızı görebiliriz. Ayrıklaştırma ifadesiyle kastedilen tam olarak bu zaten: Ekonomik büyümeyi, kaynak kullanımından ayırmanın yollarını arıyoruz şeklinde de bakabiliriz bu konuya.

Temel amacı kavradığımıza göre, bunu nasıl başarabileceğimiz üzerinde düşünmeye başlayabiliriz. Bunun için öncelikle bazı gerçekleri masaya yatırarak başlayalım: Serbest piyasa ekonomisinde rekabet eden firmaların üzerinde ciddi bir maliyet baskısı olduğunu biliyoruz. Karlılık hedefini tutturmak isteyen her firma, fiyatların piyasa tarafından şekillendirildiği bir ortamda, doğal olarak maliyetlerini azaltarak karlılığını arttırmak isteyecektir. Kaynak kullanımı direkt olarak maliyetlere etki eden bir unsur olduğu için, firmaların kaynak tüketimini kısma konusunda hevesli olacaklarını tahmin etmek zor değil.

Ancak realite maalesef böyle değil: Ekonomik büyüme artarken, kaynak tüketiminin ve doğal olarak atık üretiminin de önü alınamaz bir şekilde arttığını gözlemliyoruz. Üretim ve çevreye verilen zararı değerlendirirken, ayrıklaştırma konusunu göreceli (relative) ve mutlak (absolute) olarak iki başlık altına ele alıyoruz. Göreceli ayrıklaştırma, üretim artarken, çevreye verilen zararın daha yavaş bir hızda artmasını ifade ediyor. Çevreye yine zarar veriyoruz, ama süreçlerin verimi arttığı için zararı azaltmış oluyoruz. Mutlak ayrıklaştırmada ise üretim artarken, çevreye verilen zararın negatif bir eğilim izlemesi, yani azalması gerekiyor. Henüz böyle bir noktanın maalesef çok ama çok uzağındayız.

(A) Göreceli ayrıklaştırma: Ekonominin büyüme hızı, kaynak tüketimini ve doğaya verilen zararın önünde gidiyor. (B) Mutlak ayrıklaştırma: Ekonomi büyürken, kaynak tüketimi ve doğaya verilen zarar azalıyor. (Görsel: Umpfenbach, Katharina; Melanie Kemper; Beáta Vargová (2013): Decoupling Concepts. Ecologic Institute. Türkçeleştirilmiştir.)

Ayrıklaştırma, geleceğimizi güvence altına almak adına üzerinde düşünmemiz gereken en önemli kavramlardan bir tanesi. Bizler geleceği endüstri 4.0, otomasyon ve yapay zeka üzerinden, yani teknolojinin gelişimi üzerinden tasvir etmeye çalışıyoruz. Halbuki sanayileşmenin bizleri getirdiği noktaya bakarsak, sera gazı emisyonları kaynaklı küresel ısınma olsun, atmosferdeki CO2 yoğunluğu olsun, ya da enerji ve su krizi gibi konular olsun, geleceğimizi şekillendiren esas unsurlar olacak. Birleşmiş Milletler değerlendirmesine göre dünya nüfusu 2100 senesinde 11 milyar düzeyine doğru ilerlerken, bu nüfusun barınma, giyinme, beslenme ve diğer tüketim ihtiyaçlarını karşılayabilmek için üretimin artması bir zorunluluk. Yani üretimi azaltma gibi bir beklentinin gerçekçi olmayacağını biliyoruz. Ama yakın bir gelecekte ayrıklaştırma alanında somut adımlar atamadığımız takdirde, gerek kaynak tüketimi, gerek atık, gerekse sera gazı salımı gibi problemlerimizin katlanarak artacağını öngörebiliriz.