Sınırlı kaynakları kullanarak sonu gelmeyen atıklar üretiyoruz. Bu gidişata bir dur dememiz gerekiyor.

İnsanlık var olduğundan beri tüketiyor. Tüketmek hayatın doğal bir parçası. Tüketim, ilk çağlarda tekil bir amaç olarak ortaya çıkıyor: İlk çağlarda barınma ve beslenme ihtiyaçlarını karşılamak için tüketmeye başlayan insanoğlu, tükettikçe dünyayı kendi ihtiyaçlarını gidermek için kullanmaya alışıyor ve bu alışkanlıkla dünyayı şekillendirmeye başlıyor.

Dünya nüfusu arttıkça ve sanayileşme hızlandıkça, artık kitlesel tüketim için kitlesel üretim arayışları başlıyor. Sanayi devrimi sonrası makinalaşma, Dünya Savaşları sırasındaki malzeme konusundaki gelişimler ve ülkelerin savaş sonrası kalkınma planları kaynak tüketimi üzerine ciddi baskılar yaratıyor. Kaynaklarımızın tüketimindeki bu artış, sınırlı kaynaklara sahip bir dünya üzerinde yaşayan bizleri endişelendiriyor olmalı.

Kaynak tüketimini azaltmak ve dünyayı daha sürdürülebilir bir geleceğe taşımak elbette hepimiz için önemli. Dünyada uzun yıllardır yerel ve küresel bazda sürdürülebilir kalkınma çabaları var. Fakat sürdürülebilir kalkınmanın doğrusal ekonomi yaklaşımı ile pek mümkün olamayacağı ortada. Döngüsel ekonomi modelini benimsemek ve kaynak tüketimimizi 3R düşüncesi ile azaltmanın yollarını bulmak hepimizin önünde bir görev olarak duruyor.

Döngüsel ekonomi modelinin öne çıkarmamız gereken birçok olumlu yönü var: Her şeyden önce bu model, kaynak tüketimini azaltmayı ve atık yönetimine etkili bir çözüm üretmeyi hedefliyor. Ürünlerin ömrünü uzatmak, ürünleri hizmet olarak tüketiciye sunmak ve atık üretmeden ürünü elde etmek de döngüsel yaklaşımın hedefleri arasında yer alıyor. Ürünü hizmet olarak sunma düşüncesi üzerinde özellikle durmakta fayda var, çünkü bir ürünü onararak ya da tamir ederek yeniden kullanma fırsatını bulabiliyoruz. Atık oluşumunu engellemesi nedeniyle bu tür yeniden kullanıma alma çabalarının da döngüsel yaklaşım çerçevesinde ele alabileceğimizi söyleyebiliriz.

Atığa izin vermeyen bir ekonomi vizyonu içinde, tüketici kavramının da değişmesi ve tüketicinin yerini kullanıcıların alması gerekiyor.

Geri dönüşüm süreçleri her ne kadar kaynak tüketimini azaltıyor olsa da, birçok malzemenin oldukça yoğun enerji tüketen süreçler neticesinde geri dönüştürülebildiğini unutmamamız lazım. Yani bir ürünü geri dönüşüme sokmak, sınırlı kaynaklar üzerindeki baskıyı azaltıyor olsa da, gerek enerji tüketimi, gerekse sera gazı salımına neden olması sebebiyle farklı şekillerde olumsuz etkilere yol açabiliyor. Döngüsel ekonomi modeli kaynakların tüketimini ve çevreye verilen zararları azaltırken, üreticilerin harcamalarını da azaltabilme potansiyeli taşıyor.

Avrupa Komisyonunun internet sitesinde paylaştığı bir cümle, bu potansiyeli açıkça gösteriyor:

Atıksız üretim, ekotasarım ve yeniden kullanım gibi önlemler AB şirketlerine yıllık cirolarının yüzde sekizine eşdeğer olan 600 milyar € tasarruf sağlayabilir ve aynı zamanda yıllık toplam sera gazı emisyonunu yüzde 2-4 oranında da azaltabilir.

Kaynak: Avrupa Komisyonu İnternet Sitesi.

Döngüsel ekonomi, hem üreticiye hem de tüketiciye yarar sağlayan bir çerçeve oluşturulmasına olanak sağlıyor. Üreticinin hammadde güvenilirliğini arttırıyor, giderlerinde tasarruf sağlıyor. Tüketicinin de uzun vadede tasarruf etmesini sağlayacak daha dayanıklı ve yenilikçi ürünlerle buluşmasını sağlıyor. İlerleyen sayfalarda döngüsel ekonominin bunlara nasıl olanak sağlayabileceğini değerlendireceğiz.