Geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi: İkisi arasında ne fark var?

Geri dönüşüm süreçlerinde atık yönetimi önemli ölçüde tüketicinin inisiyatifine bırakılıyor.

Öğrendiğimiz diğer temel kavramlara kıyasla, geri dönüşümün çok daha aşina olduğu bir konu olduğunu söyleyebiliriz. Bildiğiniz gibi geri dönüşüm, özünde, atıklardan yeni malzeme ya da objelerin elde edilmesi anlamına geliyor. Geleneksel atık yönetimine bir alternatif olarak, kullanım ömrünü tamamlayan ürünlerin kısmen de olsa tekrar kullanılabilir konuma gelebildiği bir yaklaşımdan bahsediyoruz. Tekrar kullanılma potansiyeli taşıyan malzemelerin değerlendirilmesini sağlaması nedeniyle, geri dönüşümü öz kaynakların tüketimini azaltan bir yaklaşım olarak değerlendiriyoruz.

Maalesef her malzemenin geri dönüşüm süreçlerine girmesini sağlamak mümkün değil. Bir malzemenin geri dönüşüme girebilir olması, malzemenin kimyasal ya da fiziksel bazı özelliklerine bağlı olduğu gibi, ürün içindeki spesifik kullanım alanına da bağlı olabiliyor. Yani bir üründe kullanılırken geri dönüştürülebilen bir malzemenin, farklı bir üründe bu özelliğini yitirdiğini ya da geri dönüşümünün çok pahalı olacağı için gereksiz görüldüğünü görebiliyoruz.

Geri dönüşüm süreçlerinde en problemli konulardan bir tanesi de atığın toplanması ve ayrıştırılması. Zaten döngüsel ekonomi düşüncesiyle, geri dönüşüm arasındaki önemli yaklaşım farklarından bir tanesi bu diyebiliriz: Geri dönüşüm süreçlerinde atığın yönetilmesi kullanıcıya ya da tüketiciye bırakılıyor. Ürün kullanım ömrünü tamamladıktan sonra atığın sorumlu tüketici tarafından uygun geri dönüşüm atık alanlarına atılması gerekiyor. Bunun yapılmadığı durumlarda, örneğin cam atıklarını da çöpe attığımız zaman, geri dönüşüm süreçlerinin sağlıklı bir şekilde sağlanması mümkün olmuyor. Döngüsel ekonomide ise atığın yönetimini kullanıcıyla ya da tüketiciye bırakmak yerine, bu görevi de üreticinin kendisinin üstlenmesi isteniyor.

Geri dönüşüm özünde çevreye dair endişeler nedeniyle değil, savaş dönemindeki kaynak sıkıntıları nedeniyle ortaya çıkan bir düşünce. İkinci Dünya Savaşı sürecinde birçok büyük devletin geri dönüşüme yönelik projeler başlattıklarını biliyoruz. Hatta vatandaşların geri dönüşüm düşüncesini benimsemelerini sağlamak için, bu düşünce yurtseverlik ekseninde tanıtılmış ve israfa karşı bir hareket olarak aktarılmış. Savaşların sonrasında gelen dönemde geri dönüşüm düşüncesinin yurtseverlikten ziyade, çevre duyarlılığı ekseninde konuşulan bir konu haline geldiğini görüyoruz.

İkinci Dünya Savaşı döneminde ABD Hükümetinin hazırladığı bir geri dönüşüm afişi. (Kaynak: Wikimedia Commons CC0)

Döngüsel ekonomi perspektifinden, geri dönüşüm süreçlerinin bir diğer önemli eksiği de, ürünler kullanım ömürlerini tamamladıklarında nasıl bir sürece gireceklerinin başta tanımlanmaması diyebiliriz. Ürünün geri dönüşümü ürünün tasarım aşamasında dikkate alınmıyor. Ancak ürün atık konumuna geldikten sonra, geri dönüşümcüler bu ürünü kendi süreçlerine dahil edip edemeyeceklerine bakıyorlar. Döngüsel ekonomi çerçevesinde tasarlanan ürünlerde ise, kullanım ömrü dolduktan sonra ürünün başına ne geleceğine daha tasarım aşamasında karar verilmesi gerekiyor.