Yenilenebilir de olsa, bazı kaynakların da bir sınırı var.

Hareket halindeki bir akışkanın devinimini kullanarak enerji üretebiliyoruz. Örneğin rüzgardan enerji üretirken de, rüzgarı, yani hareket halindeki havayı kullanarak türbinleri döndürüyor ve enerjinin üretilmesini sağlıyoruz. Hidroelektrik de benzer bir düşünceye dayanıyor: Doğada en yaygın şekilde bulunan akışkanların başında hepimizin bildiği gibi su geliyor. Yüksekten akan suyu kullanarak, tıpkı rüzgar türbinlerinde olduğu gibi, türbinleri döndürmemiz ve enerji üretmemiz mümkün. Bu şekilde elektrik ürettiğimiz tesislere hidroelektrik santrali (HES) ve üretilen enerjiye de hidroelektrik enerjisi adını veriyoruz.

Bu yöntemde suyun akış hızı ve düştüğü yükseklik, üretilen enerjinin kaynak noktası diyebiliriz. Belli bir yükseklikteki herhangi bir maddenin belli bir potansiyel enerjiye sahip olduğunu biliyoruz. Düşüş anında bu potansiyel enerji hareket nedeniyle kinetik enerjiye dönüşüyor. Hidroelektrik enerjisinin ardındaki düşünce de, özünde bu fizik prensibine dayanıyor. Belirli bir yükseklikte bulunan su bir kanal ya da bir boru içine alınıyor. Sonrasında türbinlere doğru yol alarak türbinlerin dönmesini sağlıyor. Türbinlere bağlanan jeneratörler sayesinde de elektrik üretiliyor.

Yenilenebilir enerji kaynaklarından biri olan hidroelektrik enerjisi, dünya üzerindeki elektrik üretimi kaynaklarının başında geliyor. Hidroelektrik enerjisi ABD’nin yenilenebilir elektrik enerjisi üretiminin %52’sini oluşturuyor. Yani yenilenebilir enerji çeşitleri içinde aslan payının hidroelektrik enerjisine ait olduğunu söyleyebiliriz.

Yenilenebilir enerji başlığı altında yenilenebilir olmanın önemine ve artan nüfusla beraber bizi bekleyen kaynak sıkıntısına değinmiştik. Hidroelektrik enerjisiyle beraber bu konuyu tekrar ele alalım. Nüfus artışı kaynak tüketimini arttırdığı gibi beraberinde istihdam sorununu da getirebilir. Navigant Consulting’in 2009 yılında yaptığı araştırmaya göre, 2025 yılında ABD’de  hidroelektrik enerjisinin 1.4 milyon kişiye istihdam yaratabileceği düşünülüyor. Bu beklentiyi dünya genelinde yaydığımızda, bu enerjinin bize kaynak olmasının yanında istihdam da sağlayacağını öngörebiliriz.

Kendini yenileyebildiği için temiz enerji olarak da nitelendirilen hidroelektrik enerjisinin kaynak sıkıntısı yaşayacağını düşünebilir miyiz? Her ne kadar yenilenebilir bir enerji olarak değerlendirilse de, aslında ilerleyen zamanlarda hidroelektrik enerjisi için kaynak sıkıntısı olabileceği öngörülüyor. Özellikle sanayi devrimi sonrası başlayıp günbegün artmakta olan atmosferdeki sera gazı birikimi bildiğimiz gibi atmosferi ısıtıyor ve dünyayı kuraklaştırıyor. Bu da hidroelektrik enerjisinin esas kaynağı olan suyun azalması demek. Bu nedenle su kaynaklarının bitmesi nedeniyle olmasa da, üretim potansiyelinin ilerleyen yıllarda düşmesi nedeniyle hidroelektrik enerjisinin gelecekte geri plana düşen bir enerji üretim yöntemi olması bekleniyor.

Önünde bekleyen sıkıntılar olsa da hidroelektrik enerjisi halen yenilenebilirliğini koruyor. Sera gazı emisyonu yaratmaması, istihdam yaratması, yenilenebilir olması ve kullanım açısından uzun ömürlü olması düşünülürse, hidroelektrik enerjisi için temiz enerjilerin öncülerinden diyebiliriz.