Tercihlerimiz ve eylemlerimizle, doğada bir iz bırakıyoruz.

Dünyada en bol bulunan elementlerden biri olan ve aynı zamanda canlılığın temel yapı taşını oluşturan karbon elementi, nasıl oluyor da dünya üzerinde bu denli olumsuz bir etki bırakabiliyor? Gelin birlikte bu konuyu inceleyelim.

Aslında bu sorunun cevabını karbon döngüsü ile verebiliriz. Karbon döngüsü ya da yaşam döngümüz, dünyada, yani havada, denizlerde ve karada bir devinim içinde gezen karbonun atmosfere girmesini önleyerek bir nevi dünyamızın sıcaklığını termostat gibi dengede tutmaya çalışır. Bu döngünün daha iyi anlaşılabilmesi için örnekler verecek olursak; bitkiler, fotosentez yoluyla aldığı karbondioksitin bir kısmını beslenmeye harcayarak bir kısmını atmosfere salar. Böylece atmosfere karbon salınımı yapılmış olur. Sonrasında bu bitkiyi otçul bir hayvanın yiyerek solunum ve dışkılama yolu ile atması da karbon döngüsünün sistematikliğine örnektir. Yalnızca bitkiler değil; ölü organizmalar, hayvanlar, okyanuslar ve toprak bu döngüde rolü olan akla ilk gelen oyunculardır.

Karbon döngüsü (Kaynak: Sutema.org)

Şimdi bu yazının başlığına, yani karbon ayak izi (İngilizce: carbon footprint) konusuna dönelim. Bu ifade, farkında olarak ya da olmayarak yaptığımız faaliyetlerin sonucunda oluşturduğumuz karbondioksit miktarını tanımlıyor. Bireysel aktivitelerimizden ve tercihlerimizden bağımsız olarak hayatımızın her anında kullandığımız enerjinin türü ve miktarına göre farklılık gösteriyor. Metreküp ve ton cinsinden ifade edilen karbon ayak izimiz, yaşadığımız dünyaya telafi edilemeyecek zararlar veriyor.

Karbon döngüsünde hangi olaylar gerçekleşiyor da karbon ayak izi gibi bir kavramı ortaya çıkarıyor? Yukarıda, döngünün sistematikliğinden bahsetmiştik. Döngüdeki karbonun miktarındaki değişikliğe sebep olan olaylar, bir sonraki döngüde daha fazla karbonun depolanmasına neden olabiliyor. Bunun sonucunda da fazlalık olan karbon gazları atmosfere salınıyor. Açıkçası bu gerçekleşmesini hiç istemediğimiz bir durum çünkü bu salınımla birlikte dünyamızın sıcaklık dengesi bozulmaya başlıyor ve iklim krizi dediğimiz olgunun temeli atılmış oluyor.

Peki, sizce bu konu hakkında ne kadar bilinçli davranıyoruz? Tercihlerimiz ve eylemlerimiz sonucunda oluşturduğumuz karbon ayak izimiz, karbon döngüsündeki dengeyi olumsuz yönde etkileyerek, doğrudan yaşadığımız çevreye geri dönülmez zararlar veriyor. Kimse yaşadığı yere bile bile zarar vermez. Ama veriler farklı bir duruma işaret ediyor: Global Gridded Model of Carbon Footprints (GGMCF)’in araştırmasına göre, dünyaya en çok zarar veren şehirlerin sıralamasında Türkiye, yedi iliyle beraber bulunuyor. İki büyük şehrimiz olan İstanbul ve Ankara listenin ilk yüzdeki şehirlerinin arasında yerini alıyor.

Bu telafisi zor zararları nasıl azaltabiliriz? Alabileceğimiz bazı kişisel önlemler mevcut: Hayvansal gıda tüketimini azaltabiliriz, gereksiz enerji tüketimine dikkat edebiliriz, ulaşım için en iyi yöntem yürümek olmakla birlikte –en azından kısa mesafelere yaya olarak ulaşım sağlayabiliriz-, kişisel aracımızı tercih etmek yerine toplu ulaşım araçlarını veya bisiklet kullanmayı tercih edebiliriz. Büyük şehirlerde bisiklet kullanmanın zor olduğu doğru, fakat eğer bu dünyada iklim krizleri olmaksızın yaşamak istiyorsak elimizden geldiğince önlemler almalıyız. Ulaşım araçlarından en büyük karbon ayak izini oluşturan uçak kullanımını ise seyahatlerimizde azaltarak büyük bir adım atabiliriz. Büyük çaplı düşünecek olursak; şirketlerin döngüsel ekonomi (circular economy) ile birlikte yeniden kullanılabilir ürünleri tasarlamaları ve bu vizyonu misyon haline getirmeleriyle karbon ayak izine büyük ölçüde yarar sağlayacakları kesin.