Özünde amacımız sınırlı kaynakların verimli kullanılmasını sağlamak ve doğadaki tahribatı azalatmak.

Dünya genelinde artan nüfus ile birlikte kaçınılmaz olarak üretim ve tüketim de artıyor. Artan üretim ve tüketim, kaynaklara olan ihtiyacımızın da artmasına yol açarken, bu ihtiyacın doğal bir sonucu olarak kaynak yoğunluğumuz azalmaya devam ediyor. Dünya nüfusu artarken, buna bağlı olarak dünya nüfusunun tüketim ihtiyaçları yanında barınma, ulaşım gibi ihtiyaçlarının da biliyoruz. Gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin kalkınma çabaları da kaynak tüketimine olumsuz etki eden bir diğer faktör olarak karşımıza çıkıyor. Döngüsel ekonomi çerçevesinde ele aldığımız kaynak verimliliği ve yoğunluğu, işte tam bu noktada önem kazanıyor.

Kaynak verimliliği, ifadenin kendisinden de anlayabileceğiniz üzere, sınırlı kaynakların devamlılığının sağlanabilmesi için her bir birim kaynak başına düşen üretim miktarı üzerinden tanımlanıyor. Verimin yüksek olması için, doğal olarak kullanılan her bir birim kaynak başına daha çok üretim yapılmasını istiyoruz. Yani aslında daha önce üzerinde durduğumuz ayrıklaştırma düşüncesini hayata geçirmemizi sağlayacak kavramlardan birini tanımlıyoruz.

Enerji, su ve hammadde verimliliği, kaynak verimliliği tanımı içerisinde akla ilk gelebilecek örnekler arasında gösterilebilir. O nedenle ifadeyi somutlaştırmak adına kaynak verimliliğinin artması, doğal olarak enerji, su ve hammadde verimliliklerinde bir iyileşme elde edilmesi şeklinde yorumlanabilir diyebiliriz. Kaynak verimliliğinin artması için üretim süreçleri değiştirilebilir ya da iyileştirilebilir, üretilen atıklar geri dönüştürülebilir ve yeniden kullanılabilir. Bu yöntemlerle birlikte, döngüsel ekonomi süreçlerinin devreye alınabilmesi için gerekli altyapı çalışmaları için önemli adımların atılması sağlanabilir.

Kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi düşüncesinin temelinde yatan konulardan bir tanesi. Aslında tüm bu çalışmaları özünde dünyanın sınırlı kaynakları üzerindeki baskıyı azaltmak ve üretim süreçlerinde üretilen zararlı yan çıktılar azaltıp, doğadaki insan ve üretim kaynaklı tahribatı azaltmak için yapıyoruz. Doğayı korumak adına sürdürülen bu tür çabalar, hükümetler ve şirketler tarafından ekonomiyi baltalayabilecek girişimler olarak değerlendirilip, gerçek anlamda benimsenmiyor. Ancak döngüsel ekonominin sunduğu perspektif ekonomiyi baltalamaktan ziyade, ekonomi güçlendiren, ekonomik büyümeyi arttıran bir yol haritası sunuyor.