Suyu sadece canlılar değil, satın aldığımız ürünler de tüketiyor.

Karbon ayak izi, yaptığımız birçok faaliyet sonucunda farkında olarak ya da olmayarak oluşturduğumuz karbondioksit miktarını tanımlıyor demiştik. Su ayak izi de (water footprint) karbon ayak izine oldukça yakın bir anlam taşıyor: İnsanoğlunun çeşitli faaliyetleri sonucunda tükettiği su miktarının bir ölçüsünden bahsediyoruz. Bu ölçüyü sadece tek bir birey için ifade edebileceğimiz gibi, bir topluluk, fabrika, mahalle, şehir ya da ülkenin su ayak izinden de bahsedebiliriz.

Küresel su ayak izi (Kaynak: Wikimedia Commons, CC BY 2.0)

Doğal kaynaklarımızın sürekli tükeniyor olduğu gerçeğini, dünya nüfusunun istikrarlı artışıyla birlikte dikkate aldığımızda, bu konuda bilinçlenmenin ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Peki gerek kişisel, gerekse toplumsal açıdan bakarsak, su ayak izimizi azaltmak için neler yapabiliriz?

Aslında bu sorunun cevabı çok zor değil. Satın aldığımız ürünlere gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını sorgulamamız, iyi bir başlangıç noktası olabilir. Örneğin pamuktan üretilmiş 300 gram bir tişörtün su ayak izi 131,5 damacanaya eşit. Sadece bunu bilmek bile, alışverişlerinize farklı bir sorumluluk duygusuyla yaklaşmanızı sağlayabilir. Kullandığımız ürünleri bilinçli seçerek ve iş yerlerimizde, evlerimizde su tasarrufunu sağlayacak uygulamalara geçerek su ayak izimizi azaltabiliriz. Unutmayalım, su ayak izimizi azaltmak, su faturalarımızı da azaltacaktır. 

Su ayak izini üç farklı kola ayırabiliriz; Mavi su ayak izi, kullandığımız ürün ya da hizmetin üretim aşamasından son tüketiciye kadar oluşan sürecinde, harcanılan su miktarının toplamı üzerinden tanımlanıyor. Özellikle tarım ve sanayi gibi alanlar açısından mavi su ayak izi önemlidir. Yeşil su ayak izi, tarım ve ormancılık faaliyetleri için kullanılan toplam yağmur suyunun hacmini tanımlar. Son olarak; gri su ayak izi, göl, akarsu ve deniz suyu gibi kaynaklarımıza doğrudan ya da dolaylı olarak karışan atık su miktarıyla birlikte suyun kalitesini belli bir seviyede tutmayı amaçladığımız tatlı su miktarını tanımlar. Aynı zamanda kirlilik göstergesi olmakla birlikte nüfus ve endüstriyel büyüme ile de ilişkilendirilen bir kavramdır. Bir ülkenin su ayak izi dikkate alınırken, iç ve dış su ayak izi olarak iki bölüme ayrılır. İç su ayak izi, üretim ve hizmet sunulurken ülkemizde kullanılan su kaynaklarını tanımlar. Dış su ayak izi ise başka bir ülkeden ithal edilen ve orada üretilirken kullanılan su kaynaklarının toplamını ifade eder.

Türkiye her ne kadar su kaynakları bakımından zengin bir ülke gibi görünse de, bilinçsiz kullanım ve iklim krizi sebebiyle 2030 yılında Türkiye’nin su sıkıntısı çekecek bir ülke olacağı öngörülüyor. Bu yüzden su kaynaklarının sürdürülebilir kullanımı büyük önem taşıyor. Üretimin ve tüketimin su ayak izini döngüsel bir modelle yeniden düzenleyerek su kaynaklarımızın tükenmesinin önüne geçebileceğimiz gibi, ciddi masraflardan da kaçınabiliriz.